BODRUM TARiHi
Bodrum Yarımadası’nın en eski yerleşim yeri Torba-Gündoğan yolu üzerinde bulunan Peynir Çiçeği Mağarası’dır. Mağara içinde yapılan kısa bir araştırma sonucu Kalkolitik çağa kadar inen buluntulara rastlanmıştır. Bu da yarımadanın Kalkolitik çağdan beri iskan edildiğini göstermektedir. Bodrum antik çağın en ünlü kentlerinden biri olan Halikarnassos’un üzerine kurulmuştur. Müzede bulunan eserler Bodrum ve çevresinin 5000 yıllık bir geçmişe sahip olduğu kanıtlamaktadır. Çeşitli uygarlıklara ait pek çok eser, bölgenin yüzyıllar boyu dışarıdan gelen istilacılar tarafından hücuma uğradığını göstermektedir. İstilacılar çoğunlukla adalar üzerinden Anadolu’nun bu bölgesine çıkmışlardır.
Bölgeye antik çağda Karya adı verilmiştir. Karya bugünkü Muğla ilinin tümü ile Aydın ilinin bir kısmını kapsamaktadır. Anadolu günümüzde olduğu gibi antik çağda da çeşitli bölgelere ayrılmıştır.
Eski yazarlara göre Karya’nın batı sınırı Menderes Nehri’nden başlamaktadır. Doğu sınırı ise Dalaman Çayı’dır. Yörenin yerli halkı Karlar ve Lelegler’dir. Homeros İlyada destanında Karyalılar’ı Anadolu’nun yerli halkı olarak anar ve Troyalılar’la birlikte Anadolu’yu Yunanlar’a karşı savunduğunu söyler. Tarihin babası olarak tanınan Halikarnassos’lu Herodotos (M.Ö. 484-425 ) “Karyalı’lar ana karaya adalardan gelmişlerdir. Eskiden Leleg adı altında adalarda otururlardı ve Minos uyruğundaydılar” demektedir. Karyalıların denizci olduğunu belirtmekte, sorgucu, kalkan üzerine işaretler kazımayı ve bir de kalkanı tutmak için kulp takmayı onların icat ettiğini yazmaktadır. Giritliler’in Karyalılar için anlattıkları budur. Ama Karyalılar’ın bunu kabul etmeyerek “biz ana karanın yerlisiyiz” dediklerini de eklemektedir. Karlar ve Lelegler kıyıdan içeride, yüksek tepeler üzerinde kurdukları ve etrafını surla çevirdikleri köylerde yaşamaktaydılar.
Strabon yarımadada Llegler tarafından kurulmuş 8 ( sekiz ) şehirden söz etmektedir. Bu sekiz şehirin adları SYANGELA , PEDESA , MADNASA , SİDE , TELMİSSUS , TERMERA ve MİNDOS ‘dur. Ancak gümüşlükte bulunan Mindos Lleg şehri değildir. Leleg yerleşimi Mindos , Gümüşlükten takriben 3 ( üç ) km güney doğusunda Bozdağ ‘ dadır.
Herodotos Halikarnassos’un Mora’nın (Peloponnes) doğusunda bulunan Troizen’den gelen DORLAR tarafından kurulduğunu söylemektedir. M.S. 26 yılında Roma’ya giden Halikarnassos heyeti, imparator Tiberius için yapılacak tapınağın Halikarnassos’da yapılmasını sağlamak için Halikarnassos’da 1200 yıldır deprem olmuyor demiştir. Bu da şehrin Troya savaşından hemen sonra kurulduğunu göstermektedir. Ancak Strabon, M.Ö.XI. yüzyılın ilk çeyreğinde Halikarnassos’un mevcut olmadığını yazmaktadır. Seyyah ve coğrafyacı Pausanias, Halikarnassos’un kurucusu olarak Anthes’in oğlu Aetion’un torununu göstermektedir.
Dorlar güneybatı Anadolu’ya adalar üzerinden 1000 yıllarında ulaşmışlardır. Birbirini takip eden Dor göçleri sonunda yeni gelenler ancak kıyıda tutunabilmişlerdir.
Halikarnassos’taki ilk yerleşme bugünkü kalenin yükseldiği yerde olmuştur. Burası eskiden bir ada idi. Adanın adının Zephyria olduğu söylenmektedir. Bu ad ‘Zephyros” batı rüzgarından gelmektedir. Halikarnassos, üç şehirle beraber altı Dor Şehir Birliği’nin (Heksapolis) üyesi olmuştur. Birliğin kült merkezi Knidos yakınlarındaki Triopion tapınağının (deveboynu) bulunduğu yerdir. Burada belirli zamanlarda toplanılmış, ekonomik ve siyasal konular tartışılarak Tanrı Apollo onuruna yarışmalar düzenlenmiştir.
Herodotos’un anlattığına göre bu yarışmaların birinde Halikarnassos’lu Agasikles adında biri, yarışmada kazandığı tunç üç ayağı tapınağa hediye edeceğine, evine götürüp duvara asmıştır. Bu olay üzerine Dor Birliği’nin diğer şehirleri Lindos, Lalisos, Kamiros, Kos ve Knidos Halikarnassos’u bir vatandaşının Apollo’ya saygısızlık ettiği gerekçesiyle birlikten çıkarmışlardır. Bu olay PERS istilasından hemen önce olmuştur (M.Ö.546). Gerçekte Halikarnassos’un güçlenmesi birliğin diğer şehirlerinin kıskançlığına neden olmuştu. Birlikten çıkarılması üzerine Halikarnassos süratle İyonlaşmıştır. M.Ö.V. yüzyılda Halikarnassos’lu Herodotos ve amcası epik şiir yazarı Panyasis’in eserlerini İyon lehçesinde yazmış olması da bu fikri doğrulamaktadır.
M.Ö.VI. yüzyılın başlarında Karya, Lidyalılar’ın egemenliği altındadır. Karyalılar’ın, Lidyalılar’la ilişkisi M.Ö. 700 yıllarında başlamıştır. Geleneklerine göre Karyalılar, Lidyalılar ve Mysialılar birbirlerini kardeş kavim saymışlardır. Lidya Kralı Giges, Karyalılar’ın bir savaşta gösterdikleri başarı üzerine Lidya’nın başkenti Sardes’te yüzyıllar boyu saklanan kuvvet tanrısı Herakles’in altın baltasını Karyalılar’a vermiştir. Çift ağızlı balta, Karya, Lidya ve Miysialılar’ın ortak hac yeri olan Milas yakınlarındaki Labraunda tapınağına konmuştur. Halikarnassos sikkeleri üzerinde de bu çift ağızlı balta görülmektedir.
Lidya’nın başkenti Sardes’in Pers Kralı Kiros tarafından alınmasından sonra Batı Anadolu şehirleri süratle Pers egemenliğine girmiştir. Halikarnassos’ta bunlardan biridir. Persler egemenlikleri altında aldıkları şehirlerde kendilerine bağlı sülaleleri iktidara getirmişlerdir. M.Ö.480’lerde Pers Kralı Kserkses’in Yunanistan seferi sırasında Halikarnassos, tiran Ligdamis’in kızı Kraliçe I. Artemisia tarafından yönetilmekteydi. Herodotos bu kraliçe hakkında geniş bilgi vermektedir. Pers saflarında, Yunanlılar’a karşı savaşa katıldığını, I. Artemisia’nın Halikarnassos’dan başka Koslular’ın Nisyroslular’ın ve Kalydnoslular’ın başına geçtiğini söylemektedir. Kraliçe Pers Kralı’na Yunanlılar’la bir deniz savaşına girmemesi için çeşitli öğütler vermiştir. Kral çoğunluğun fikrine uyarak deniz savaşına girmiş, Kraliçe I. Artemisia, Salamis Deniz savaşına bizzat katılmış ve Kserkses’e “erkekler bugün kadın gibi, kadınlar erkek gibi davrandılar” dedirtecek biçimde savaşmıştır. I. Artemisia’nın kocasının adını Herodotos bize bildirmemiştir. Muhakkak ki kocasının ölümden sonra yönetimi almış olmalıdır.
Kraliçe I. Artemisia’dan sonra Halikarnassos’un başına oğlu Pisindalis, sonra da bunun oğlu Ligdamis tiran olmuştur. Pisindalis silik bir tirandı. Kayda geçecek bir şey yapmamıştır. II. Ligdamis ise despot bir idare göstermiştir. Herodotos’un II. Ligdamis’in zulmünden dolayı doğduğu şehri terk ettiği söylenmektedir. Fakat sonra dönmüş, II. Ligdamis’in tiranlıktan düşürülmesine katkıda bulunmuştur. Politik çekememezlik nedeniyle Herodotos, doğduğu şehri tekrar terk etmiştir.
Halikarnassos, İyonya ihtilaline katılmış, M.Ö. 468’lerde Attika-Delos deniz birliğine üye olmuştur. Birliğe ödediği aidat çevredeki Leleg şehirleri Termera ve Pedesa ’dan daha azdır. Bu da Halikarnassos’un M.Ö.V. yüzyıl ortalarında küçük bir şehir olduğunu göstermektedir. M.Ö. 404’de Ispartalılar deniz birliğini kaldırınca Halikarnassos çok az bir süre için belki demokratik bir idareye kavuşmuştur. Persler bölgeye IV. Yüzyılın başında tekrar egemen olmuşlardır. M.Ö. 386’da Atinalılar’ın Persler’le yaptığı Kral barışı ile Anadolu tamamen Pers egemenliğine geçmiştir.
Persler daha önceleri de olduğu gibi Anadolu’yu satraplıklara ayırmıştır. Karya bölgesi de Milasa’da oturan Hekatomnos’lar sülalesine verilmiştir.
İlk satrap (Pers Valisi) Hyssaldomus’dur. Bundan sonra oğlu Hekatomnos Karya Satrabı olmuştur (M.Ö.387). Hekatomnos’un 3 erkek (Mavsolos,
İdrieus, Piksodaros) ve iki kız (II. Artemisia, Ada) beş çocuğu olmuştur. Hekatomnos’un ölümü üzerine MAVSOLOS , Ligdamis’in sülalesinde olduğu gibi Karya Satraplığı’nın başkentini M.Ö.367’lerde Halikarnassos’a taşımıştır. Halikarnassos savunması kolay, ticaret ve denizciliğe elverişli bir yer olduğundan hızla gelişmiştir. Satrap Mavsolos, çevredeki sekiz Leleg şehrinden altısının halkını ( Syangela ve Mindos halkı hariç ) Halikarnassos’ta oturmaya zorunlu tutmuştur. İstanköy ve Rodos’u fethetmiş, Likya’ya hakim olmuş, ağır vergiler koymuş, uzun saçları bile vergiye bağlamıştır. Toplanılan paralarla antik dünyanın en ünlü heykeltıraş ve mimarlarını Halikarnassos’a çağırmış ve şehri yeniden kurdurmuştur.
Mavsolos 24 yıl Karya’yı idare etmiştir. M.Ö. 353’de ölünce yerine karısı, aynı zamanda kız kardeşi olan II. ARTEMİSİA geçmiştir (Kız kardeşle evlilik dünya üzerinde Mısır firavunları ve Polenezya Adaları kral aileleri dışında hiçbir yerde görülmemektedir). Yönetici aile kendilerini çok üstün gördüklerinden başkalarıyla evlenmek istememişlerdir. II. Artemisia’nın yönetimi iki yıl sürmüştür. Kocası zamanında yapımına başlanan Mavsolos mezar anıtının yapımının sürdürülmesi, önemli bir çalışmasıdır. II. Artemisia zamanının en önemli olayı Rodos’un ikinci kez fethidir. Rodoslular bir kadının yönetiminde kalmayı onurlarına yedirmemişler, bir donanma hazırlayarak Halikarnassos’a hücum etmişlerdir. Rodoslular’ın hareketini önceden haber alan II. Artemisia donanmasını gizli limana saklamış, Rodoslular büyük limana girince Halikarnassos donanması bugünkü kalenin bulunduğu adanın arkasından dolaşarak, limandaki Rodos savaş gemilerini ele geçirmiştir. Karaya çıkmış olan Rodoslu askerlerin tümü agorada kılıçtan geçirilmiştir. Halikarnassoslular, Rodos gemilerine binerek Rodos’a yelken açmışlar, Rodoslular kendi gemilerini görünce Halikarnassos’ta zafer kazanan askerlerinin döndüğünü sanarak şehrin kapılarını hiç çekinmeden açmışlardır. Böylece Rodos kolaylıkla fethedilmiştir. II. Artemisia bu zaferin anısına kendi heykelini anıt olarak Rodos’a dikmiştir. Herhangi bir şekilde zafer anıtının yıkılmaması için dikilen yeri yasak bölge ilan etmiş ve çevresine duvar ördürmüştür. II. Artemisia ölünce (Ö.M.351) yerine kız kardeşi Ada ile evlenen İdrieus satrap olmuştur. İdrieus’un ölümünden sonra (M.Ö. 344) karısı Ada başa geçmiştir. En küçük kardeş Piksodaros, Ada’yı Halikarnassos’dan Alinda’ya sürerek Karya’nın bir kısmını ele geçirmiştir (M.Ö. 340). Piksodaros’un kızı Pers asilzadesi Orontobates’le evlendirilmiştir. İskender’in Halikarnassos’a gelmesinden kısa bir süre önce Piksodaros ölmüştür (M.Ö. 334).M.Ö.334 ilkbaharında Makedonya kralı İskender, Pers ordusunu Granikos’ta (Biga Çayı) yenince, süratle Anadolu’yu işgal etmeye başlamıştır.
İskender M.Ö.334 sonbaharında Halikarnassos önlerine ulaştığında, Pers asilzadesi Orontobates satrap olarak bulunuyordu. Halikarnassos’ta, Persler ve Rodoslu Memnon’un komutasında Yunanlı ücretli askerler vardı. Şehir, ayrıntılarını tarihçe Arrianus ve Diodoros’tan öğrendiğimize göre, kendini kahramanca savundu. İskender önce doğuda bulunan Milasa kapısı tarafına hücum etti. Sonra asıl hücumlar batıdaki MİNDOS KAPISI çevresine yapıldı. Satrap Orontobates ve Memnon, Salmakis ve bugünkü kalenin bulunduğu ada üzerindeki iki iç kaleye çekildiler. Makedonyalı İskender, şehrin yok edilmesini emretti. Mavsolos’un anıt mezarı dışında Makedonyalı askerler şehri yerle bir ettiler. Mavsolos’un altı Leleg şehrinden getirdiği halkı geri sürdüler. İki iç kale savunmayı sürdürüyordu. İskender, kendisine Alinda’nın kapılarını açan ve evladı olmasını isteyen Ada’ya Karya satraplığını vererek, iç kalenin alınmasını buyurdu. İskender,Likya’ya doğru hareket etti. Persler bir yıl kadar dayandılar. Bu arada donanmaları ile İstanköy’ü işgal ettiler. Ada’nın hükümdarlığını bundan sonra ne kadar sürdürdüğü kesin olarak bilinmemektedir.
Halikarnassos İskender’in ölümünden sonra komutan Asandros’un yönetimine geçmiştir. M.Ö.313’de Monoftalmos (tekgözlü) lakabıyla tanınan Antigonos bölgenin hakimi olmuştur. M.Ö.301’de general Lisimahos Karya’nın egemenidir.M.Ö.281 yılında Kurupedion savaşından sonra Lisimahos harp meydanında öldüğünden, bu tarihten sonra Ptolemaios’lar bölgeye hakim olmuşlardır. Halikarnassos, Ptolemaios’ların idaresi altında Mısır krallığına yılda bir Tirireme (üç sıra kürekçi ile yürütülen savaş gemisi) vergi vermişlerdir.
Şehir İskender tarafından yakılıp, yakıldığından bir daha kendisini toparlayamamıştır. M.Ö.201’de Makedonya kralı Philip V. Halikarnassos’u kısa bir müddet için işgal etmiştir. M.Ö.197’de Suriye Kralı Antiokhos III. Halikarnassos’u ele geçirmek istemişse de başarılı olamamıştır. M.Ö. 189’da Apameia barışı ile Romalılar Halikarnassos’u Rodos deniz devletine vermişlerse de bu bağlanış kağıt üzerinde kalmıştır. Şehir bağımsızlığını M.Ö.129’a kadar sürdürmüştür. Bu tarihte Halikarnassos, Roma’nın Asia eyaletine bağlı küçük bir şehirdir. M.Ö.80’de Korsan Verres’in saldırısına hedef olur. M.Ö.60’da ise fakir bir şehir olarak gözükür. Roma iktidar savaşı sırasında (M.Ö.48), Sezar katilleri Brutus ve Cassius Halikarnassos yakınlarındaki Mindos’u karargah olarak kullanmaları nedeniyle Halikarnassos, oldukça zarar görmüştür. Ancak şehir imparator Augustus zamanında bayındırlık hareketlerine sahne olmuştur. Bazı tapınaklar (Mars Tapınağı), bu tarihte yapılmıştır. M.S.IV. yüzyılda Roma Eyaletleri tekrar düzenlenirken Karya ayrı bir eyalet haline getirilmiştir. Hıristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesinden sonra Halikarnassos, Piskoposluk olmuş Afrodisias Metropolitliği’ne bağlanmıştır.
M.S. 1071 de Malazgirt Savaşı’nda Bizans Ordularının yenen Selçuklular Anadolu’yu ele geçirirler. Karya Bölgesi de Bizanslılardan Türklerin yönetimine geçer ancak M.S. 1096-1099 Birinci Haçlı Seferi sırasında bölge tekrar Bizanslılara geçer.
M.S. 1278'de Kayı Boyundan Menteşe Bey emrindeki Deniz Gazileri Bizans ordularını yenerek Halikarnassos’u tekrar ele geçip hakimiyetini pekiştirir ve başkentini Mylasa yapar ve Peçin Kalesinde kurar. Menteşe Beyini takip eden Mesuda Beyin Rodos’u alır ancak Haçlılar büyük bir donanma hazırlayarak Rodos'u tekrardan geri alırlar.
M.S. 8 Ağustos 1304 senesinde Büyük Anadolu Depremiyle Mausoleum yıkılır.
1402 yılında Yıldırım Beyazıt Ankara Savaşında aksak Timur’a yenilince Anadolu Birliği dağılmış bu arada Saint Jean Şövalyeleri Mehmet Çelebi’den İzmir’de yıkılan kaleleri yerine Anadolu kıyılarında Osmanlılar’a ait bir toprak parçasında kale yapmak için yer istemişlerdir. Mehmet Çelebi Halikarnassos’u Saint Jean Şövalyelerine vermiştir. Ancak Menteşe Beyi İlyas Bey, bu topraklar benimdir demiş Saint Jean şövalyelerine silahla karşı koymasına rağmen şövalyeler Mesy adını verdikleri Halikarnassos’u ele geçirerek, Türk kalesinin bulunduğu Dor akropolü üzerinde günümüzde BODRUM KALESİ olarak isimlendirilen kalelerini kurmaya başlamışlardır (1406).
1521'de Osmanlı Amirali ve haritacısı Piri Reis kitabında Bodrum'u "Bodurum" olarak telaffuz etmişlerdir.
Şövalyelerin Rodos’taki hakimiyetleri 1522 senesinde Rodos adasının Kanuni Sultan Süleyman tarafından kuşatılması ile bitmiştir. M.S.1523 yılının Ocak ayında çıkardığı fermanda Rodos ve çevredeki kaleler hemen boşaltılmasını ferman etmiş , fermana uyan şövalyeler 5 Ocak 1523’de Rodos’u ve diğer adalardaki kaleleri terk etmişlerdir. Böylece Bodrum Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u fethi ile birlikte Osmanlı Türk İmparatorluğu’na tekrar katılmıştır.
Kendilerine yeni bir yer bulma arayışına giren Saint Jean Şövalyelerine bu imkanı İspanya Kralı V. Charles 1530 senesinde Malta ve civarındaki adaları vermiştir.Akdeniz de eşsiz bir konuma sahip olan Malta da şövalyelerinin hakimiyeti 1798’e kadar yani Napolyon Bonapartın Şövalyeleri adadan atıp bütün varlıklarına el koymasına kadar devam etmişlerdir.
1565'de Turgut Reis Malta Kuşatması sırasında ölür.
1671'de Evliya Çelebi Bodrum'u ziyaret etmiş ve Seyahatnamesinde Bodrum’da ki gemi yapımından bahsetmiştir.
1723'de Kalenin girişinde yer alan Eski Cami, Kızılhisarlı Mustafa Pasa tarafından inşa edilmiştir.
1749'da İngiliz Lordu Charlemonte Bodrumu ziyaret eder. Lord Bodrum'u ve kaleyi detaylı bir şekilde anlatır. Lord, Kaleyi anlatırken Rodos şövalyelerine ait onlarca armadan ama özellikle Grek-Amazon savaşını anlatan olağan üstü güzellikteki kabarmalarından bahseder. Bu kabartmaların bir tapınağa hatta Mausoleum'a ait olabileceğini anlatmıştır.
1769'da Günümüze kadar ayakta kalan Osmanlı Kervansarayı Han’ın inşasına başlanmıştır.
1770 yılında Rus donanması Bodrum’u top ateşine tutmuştur.
Bodrum, 17 ve 18 yüzyıllarda gemi yapımcılığı ve Ege adaları ile ticareti dolayısıyla önemli bir liman haline gelmiştir.
1824 yılında Yunan isyanı sırasında Bodrum Türkler tarafından bir üst olarak kullanılmıştır.
1844'de yılında İngiliz Elçisi Stradford Canning'in özel isteği üzerine Bodrum'a Charles Alison gelir. Alison'un görevi Bodrum kalesinde bulunan bütün değerli kabartmaların, sanat eserlerinin bir envanteri çıkartıp Canning'e bildirmiştir.
1846'da Alison’un raporu okuyan, İngiliz elçisi Lord Stradford Canning, Padişah Abdulmecid’den Kaledeki eserleri İngiltere’ye götürmek için izin istemiş , Abdülmecid bir ferman çıkararak eserlerin taşınmasına izin vermiştir. Kabartmalar bir İngiliz savaş gemisine yüklenip İngiltere’ye götürülmüştür.Günümüzde bu 13 kabartma British Museum'da özel bir salonda bulunmaktadır.
1856'da İngiliz Sir Newton, Halikarnassos'u antik çağlarda ziyaret eden Romalı yazar Vitrivius'u okuyarak yaptığı araştırma ve kazılar sonucunda Mausoluem'u ve Demeler&Kore tapınaklarını bulmuş ve anıtın kabartmalarının İngiltere’ye götürmüştür.
1895'de Bodrum kalesi hapishane olarak kullanılır. Bu dönemde Kale içindeki Türk hamamı inşa edilir.
I. Dünya Savaşı sırasında 26 Mayıs 1915’de Fransız Dupleix zırhlısı Bodrum’u bombalayarak asker çıkarmak istemiş, Bodrumlular’ın karşı koymaları üzerine bir çok ölü vererek geri çekilmiştir. Türkiye I. Dünya Savaşı’nda mağlup olunca Bodrum 11 Mayıs 1919’da İtalyanlar’ca işgal edilmiştir. İtalyanlar kaleyi karargah olarak kullanmışlar ve halkla iyi geçinmeye çalışmışlardır.Mustafa Kemal Atatürk’ün Anadolu’da başlattığı İstiklal Savaşı Türkler lehine gelişme gösterince İtalyanlar, 5 Temmuz 1921’de işgali kaldırarak Bodrum’dan ve Muğla çevresinden ayrılmışlardır.
1923 yılında İstiklal Savası’ndan sonra Yunanistan ve Türkiye arasında nüfus mübadelesi olur. Bodrumdaki Rumlar Yunanistan'a giderken, Türk asıllı göçmenler Girit'ten, adalardan Bodrum'a gelmişlerdir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında ; Bodrum bir sürgün kasabası, Kale ise bir hapishane olarak kullanılmıştır. 1925'de Cevap Şakir’in Bodrum’a sürgün edilmiştir.
1954'de Bodrumlu Süngerci Kemal Aras;Antalya’nın batısında Gelidonya batığını bulmuştur.
1960’lı yıllarda Bodrum civarındaki ilk Sualtı Arkeoloji çalışmaları başlamış ve Bodrum Sualtı Arkeolojisi Müzesi’nin temelleri atılmıştır.
1963-1966 Ortakent’de Prof. Dr. Yusuf Boysal'in yaptığı kazılarda MO.14.yy ait Miken Mezarlarını bulmuştur.
6 Kasım 1964'de Bodrum Müzesi açılmıştır.
1965’te Bodrum Kalesinde kalan tek Mausoluem kabartmasının sökülmüş ve Bodrum Kalesi müzesinde sergilenmeye başlanmıştır. Daha sonra da Mausoleum'a geri götürülmüştür.
1974'de Bodrum Mimarisi Milli Miras olarak kabul edilir ve korunmaya alınır.
1966-1977 yılları arasında Danimarkalı Arkeologlar Mausoleum’da kazı çalışmaları yaparlar. Ve Bodrum Müzesi Sualtı Arkeoloji Müzesi haline dönüşür.
1998 yılı Antik Sur Restorasyonu Projesinin başlar. Mindos kapısı ve Antik Tiyatro ‘ nun restorasyonu yapılır.